5 Ekim 2020 Pazartesi

Akademik Dayanıklılık, Akademik Yılmazlık veya Akademik Kendini Toparlama Gücü: Covit-19 Virüsü Kaynaklı Salgın Hastalık Sürecinde Öğrencilerde Geliştirilmesi Gereken Bir Nitelik

 Psikolojik sağlamlık, direnç ya da dayanıklılık son on yıldır üzerinde çalışma yapılan kavramlardır. Özellikle gelişim psikolojisi, aile psikolojisi, danışmanlık, rehabilitasyon ve klinik psikoloji alanlarında bu konularda yapılan çalışmalar dikkat çekmektedir (Kumpfer, 2002). Mart 2020’den beri tüm dünyayı etkisi altına alan Covit-19 virüsü kaynaklı salgın hastalık bu kavramların yeniden gündeme gelmesine neden olmuştur. Werner (1993) psikolojik sağlamlığı bireyin zorlukların üstesinden gelme ve bunlara uyum sağlama yeteneği olarak tanımlamıştır. Psikolojik sağlamlık baş etme, üstesinden gelme ve başarma duygusu ile ilişkili olup gelecekteki daha büyük zorlukların üstesinden gelmek için kendi güçlerini kullanma ile ilgilidir. Yaşanan zorluklar; ev ödevi, arkadaşlık sorunları, yeni yere taşınmak, zorbalık, ebeveynlerin ayrılması veya sevilen birinin kaybı, doğal afet, kaza, hastalık, salgın hastalık vb. yaşam deneyimleri olabilir. Psikolojik sağlamlık, çocuğun bu yaşam olaylarının üstesinden gelmesine yardımcı olan bir niteliktir. Psikolojik sağlamlık herhangi bir bireye her yaşta öğretilebilen ve kalıtsal bir yeteneğe veya kişiliğe dayanmayan bir beceridir. Araştırmalar, psikolojik sağlamlığın çocuklukta depresyon ve anksiyete riskini azaltabildiğini ve başarının bir göstergesi olduğunu ortaya koymuştur.

Son dönemde dayanıklılığı akademik, duygusal, davranışsal vb gibi alanlara özgü olarak değerlendiren araştırma ve yayınlara da rastlanmaktadır. Dayanıklılığın, yılmazlığın, direncin veya zorlu deneyimlerde kendini toparlama gücünün alanlara göre ele alınmasında en çok üzerinde durulan alan “akademik dayanıklılık” olmuştur.  Genel olarak akademik dayanıklılık, zorlu koşullar ve deneyimlerden kaynaklanan çevresel olumsuzluklara rağmen okulda artan başarı olasılığı olarak görülmektedir (Wang & Gordon, 2012). Başka bir açıdan akademik dayanıklılık zorlayıcı, stresli olayların ve koşulların varlığına rağmen, akademik olarak kendini toparlayabilmek, yüksek düzeyde başarı motivasyonu ve performansı sürdürebilmek ile ilgilidir. Kavramsal olarak “akademik dayanıklılık”, “akademik yılmazlık” ve “akademik kendini toparlama gücü” olarak adlandırılabilmektedir. Işık (2015) bu kavramı “Akademik kendini toparlama gücü” olarak tanımlamıştır.

Mart 2020’den sonra Covit-19 virüsü kaynaklı salgın hastalık sürecinde okulların eğitim öğretime ara vermesi, Eylül 2020’de kademeli ve seyreltilmiş olarak yeniden açılmasına kadar geçen zaman öğrencilerin akademik motivasyonunu olumsuz etkileyen pek çok durum içermektedir. Bu durumlar, salgın sürecine özgü stres içeren deneyimler öğrencilerin akademik olarak yeniden toparlanmaları için çalışmalar yapmanın en az onlara sağlanan psikososyal destekler kadar önemli görülmelidir. Öte yandan öğrencilerin psikolojik sağlamlığını geliştirici pek çok eylem akademik dayanıklılığa da katkı sağlayacaktır.

Nawaz (2018) akademik dayanıklılık için, öğrencilerin, mevcut davranışlarını değiştirerek disiplin, uygulama veya planlama gibi yeni beceriler geliştirerek olumsuz koşullara rağmen başarılı olmak için çaba sarf etme yeteneği değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu değerlendirme öğrencilerde akademik dayanıklılığı geliştirmek ve desteklemek için bu konuda yapılan pek çok araştırmaya da yansıyan iki pratik çıkarıma gönderme yapmaktadır. Bu çıkarımlardan biri olabildiğince akademik sıkıntıları azaltmak için baş etme becerileri geliştirmek ve diğeri ise öğrencilerin akademik motivasyonunu artırmaktır (Matin&Herb, 2020).  Bu değerlendirmelere göre öğrencilerde akademik dayanıklılığı geliştirmek ve desteklemek için öncelikle yapılması gereken çalışma onların yaşadıkları akademik güçlükleri belirlemektir. Akademik güçlükler belirlendikten sonra öğrencilerin mevcut kaynak, güçleri ve desteklerini onlara fark ettirmek ve bunları kullanarak baş etme becerileri geliştirmelerini geliştirmektir. Akademik dayanıklılık anlamında öğrencilerle yapılacak çalışmaların ilk ayağının farkındalık çalışması, ikinci ayağının ise baş etme becerileri geliştirmek olduğu görülmektedir. Bu noktada öğrenciler için okul psikolojik danışmanları/rehber öğretmenlerince yapılacak akademik dayanıklılık amaçlı psikoeğitim, grup rehberliği veya bireysel çalışmalarda önce farkındalık etkinliklerine yer verilmelidir. Farkındalık etkinlikleri de kendi içinde yaşanılan akademik güçlüklerin fark edilmesi ve bu güçlüklerle baş etmede bireyin mevcut kaynakları, güçleri ve desteklerini fark etmesi olarak iki başlıkta ele alınabilir.

Covit-19 virüsü kaynaklı salgın hastalık sürecinde yaşanan akademik güçlükler okul ortamından ayrı kalma, uzaktan eğitim araçlarına erişim, çevrim içi derslere katılma da isteksizlik, uzaktan eğitimde verilen ödevleri yapma ve görevleri yerine getirme güçlükleri, dağınık dikkat, zaman yönetimi, yoğun çevrim içi dersler nedeni ile oluşan ekran yorgunluğu ve bilişsel yük, vb ile ilgilidir. Bunlar gözlemelere yansıyan güçlüklerdir. Öğrencilerin yaşadıkları güçlüklerle ilgili konuşturulması veya bu güçlükler ile ilgili onlarla beyin fırtınası yapılması bunlara yeni sorunlar ekleyebilir veya öğrencilerin bu güçlüklerle ilgili duygu ve düşüncelerini ortaya koyarak farkındalık geliştirebilir. Öğrencilerle yapılacak akademik güçlükler merkezli beyin fırtınası ile toplanan veriler okul yönetimi, öğretmenler ve velilerle de paylaşılabilir. Öğrencilerle yapılabilecek akademik dayanıklılık çalışmalarında bir farkındalık da öğrencilerin bu güçlükleri aşmak için neler yaptıkları, hangi kaynakları ya da güçlerini kullandıkları, kimlerden destek almayı denedikleri, destek almayı denememiş olsalar bile alabilecekleri destekleri fark etmeleri ile ilgili olmalıdır. Bu süreçte geçmişte bu kadar olmasa bile yaşadıkları akademik performanslarını etkileyen güçlükleri, zorlukları hatırlamaları ve bunların üstesinden gelmek için neler yaptıklarını paylaşmaları istenebilir. Yine bunlar içerisinde özellikle olumlu sonuç aldıklarına, güçlü yönlerine ve pozitif kaynaklarına vurgu yapılması öğrencilerin güçlü yönlerini görmelerine katkı sağlayacaktır. Bu kaynaklar ile ilgili farkındalık oluşturulurken uygun destek alabileceği yetişkin ya da akranları var mı? Kendini önemli ve değerli hissediyor mu? Yakın çevresi, ailesi ve öğretmenlerinden “başarabilirsin mesajı alıyor mu? Kendine olumlu mesajlar verebiliyor mu? Ders ve ders dışı etkinliklere katılıyor mu? Bağlandığı bir anlam ya da amaç var mı? Amaç belirleme ve amaçlarına ulaşmada neler yapması gerektiğini biliyor mu? gibi sorulara odaklanılabilir (Işık, 2015).

Bu farkındalık çalışması yapılırken öğrencilerin ne kadarının zaten dayanıklı oldukları, güçlükleri daha az hissettikleri, daha kolay baş ettikleri, ne kadarının daha yoğun güçlükler yaşadıkları da gözlenmiş olacaktır. Bu çalışmaların grupla yapılması öğrencilerde bu sorunları yaşama konusunda yalnız olmadıklarını hissettirebileceği gibi birbirine geri bildirim verme, baş etme konusunda umut aşılama ve birbirinden öğrenmeye de katkı sağlayacaktır. Bu farkındalık etkinlikleri sırasında öğrencilerle birlikte “Akademik dayanıklılığı olan öğrenci hangi özelliklere sahiptir? Sorusu temelinde bir tartışma ya da beyin fırtınası yapılabilir. Bu tartışma sonunda zorluklara göğüs germeye istekli, ders ve etkinliklere katılmaya istekli, belirlenmiş bir görevleri yerine getiren ve hatta bunların ötesinde araştırma yapma ve okuma isteği olan, bağımsız fikirleri dile getiren, pozitif, denemekten ve yanlış yapmaktan korkmayan, yanlış ve hatalarından da öğrenebilen, azimli, kararlı, kendi kendini düzenleyen ve motive eden, vb gibi olası özellikler öğrencilerce de fark edilebilir.

Yukarıda vurgulanan farkındalık çalışmalarından sonra baş etme becerilerinin geliştirilmesi için etkinlikler yapılmalıdır. Baş etmede etkili çalışma ve öğrenme becerileri, akademik öz güven, içsel motivasyon, etkili öğretmen-öğrenci ilişkileri önemlidir. Bunlara da vurgu yapılabilir ancak bunların yanında öğrencilerin bireysel güçlüklere uygun baş etme becerileri geliştirmeleri de önemlidir. Akademik hedefler oluşturma, kendini motive etme, zamanını etkili kullanma, dikkat dağıtıcılar ile mücadele etme, çevrim içi derslere etkin katılım, ödev yapma ve akademik görevleri yerine getirme konusunda yapılabilecekler öğrencilerle birlikte tartışılmalıdır. Bütün bu çalışmalarla ilgili en temel fikir her zaman öğrenciler okulda ve okul dışında akademik zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olan kişisel nitelikleri geliştirebileceği düşüncesidir. Psikolojik danışmanlar /rehber öğretmenler, öğretmenler, diğer eğitim uygulayıcıları ve anne babalar bunda önemli bir rol oynarlar.

Özetle öğrencilerde akademik dayanıklılığı teşvik etmenin önemli olduğu bir sürecin içinden geçiyoruz. Bu anlamda okul psikolojik danışman ve rehber öğretmenleri yüz yüze ya da çevrim içi akademik dayanıklılık grup etkinlikleri yapmalı ve bu etkinliklerde daha derin desteğe gereksinim duyan öğrencilerle bireysel çalışmalar da yapılabilir. Akademik dayanıklılık konulu psikoeğitim ya da grup rehberliği etkinlikleri üç tema üzerinde inşa edilebilir. Bunlar; (1) öğrencilerin yaşadığı akademik güçlükleri belirlemek ve onlarla bu güçlükler üzerine konuşmak ve tartışmak, (2) mevcut kaynak, güçleri ve desteklerini onlara fark ettirmek ve bunları kullanarak baş etme becerileri geliştirmelerini geliştirmek, (3) baş etme becerilerinin geliştirilmesi şeklinde olabilir.

 

Kaynaklar

Işık, Ş. (2015). “Akademik Kendini Toparlama Gücü”, Eğitimde Pozitif Psikoloji Uygulamaları. Ankara: Pegem Yayınları, ss. 143-174

Martin, A. & Herb, M. (2020). Student resilience and boosting academic buoyancy. (https://www.teachermagazine.com.au/articles/student-resilience-and-boosting-academic-buoyancy, erişim: 03.10.2020)

Nawaz, F. (2018). 7 Secrets to help you build academic resilience. (https://www.editage.com/insights/7-secrets-to-help-you-build-academic-resilience,  erişim: 03.10.2020)

Kumpfer K.L. (2002) Factors and Processes Contributing to Resilience. In: Glantz M.D., Johnson J.L. (eds) Resilience and Development. Longitudinal Research in the Social and Behavioral Sciences: An Interdisciplinary Series. Springer, Boston, MA. https://doi.org/10.1007/0-306-47167-1_9

Popek, E. F. (2018). To Raise Resilient Kids, Be a Resilient Parent. https://www.nytimes.com/2018/03/28/well/family/to-raise-resilient-kids-be-a-resilient-parent.html erişim: 02.09.2020)

Wang MC, Gordon EW.(2012). Educational resilience in inner-city America: Challenges and prospects. New York: Lawrence Erlbaum Associates, Inc.

3 Ekim 2020 Cumartesi

Çocuklarda Psikolojik Sağlamlık Geliştirmede Anne-babalara Öneriler

 Psikolojik sağlamlık bireyin zorlukların üstesinden gelme ve bunlara uyum sağlama yeteneğidir (Werner, 1993). Bu hayatın iniş ve çıkışlarıyla başa çıkma yeteneğimizle ilgilidir. Çocuklar bir zorluğun üstesinden geldiğinde, bir başarı duygusu geliştirir. Baş etme, üstesinden gelme ve başarma duygusu gelecekteki daha büyük zorlukların üstesinden gelmek için kendi güçlerini kullanmada önemlidir.

Zorluklar, ev ödevi, arkadaşlık sorunları, yeni yere taşınmak, zorbalık, ebeveynlerin ayrılması veya sevilen birinin kaybı, doğal afet, kaza, vb. yaşam deneyimleri olabilir. Psikolojik sağlamlık, çocuğun bu yaşam olaylarının üstesinden gelmesine yardımcı olacaktır. Psikolojik sağlamlık herhangi bir bireye her yaşta öğretilebilen ve kalıtsal bir yeteneğe veya kişiliğe dayanmayan bir beceridir. Araştırmalar, psikolojik sağlamlığın çocuklukta depresyon ve anksiyete riskini azaltabildiğini ve başarının bir göstergesi olduğunu ortaya koymuştur. Yine psikolojik olarak sağlam, dayanıklı ve dirençli insanlar aslında daha sağlıklı ve daha uzun yaşadıkları yapılan araştırma bulguları arasındadır.

Özellikle Mart 2020’den sonra Covit-19 virüsü kaynaklı salgın hastalık sürecinin beraberinde getirdiği zorluklar herkes için psikolojik sağlamlık kavramını gündeme getirmiştir. Anne-babaların çocuklarında psikolojik sağlamlığı geliştirmede kendilerine sormaları gereken temel soru; “Ne yaparsam, nasıl davranırsam, çocuğumla nasıl iletişim kurarsam çocuğumun; baş etme becerileri, problem çözme becerileri, bağımsız karar verme becerileri, kimlerden yardım isteyebileceğini bilme, başarma güdüsü, direnci ve dayanıklılığı güçlenir?” şeklinde olmalıdır. “Çocuğumun psikolojik olarak sağlam, dayanıklı ve dirençli olmasını derslerde gösterdiği akademik performansı kadar önemsiyor muyum?” sorusu bunu takip eden ikinci temel sorudur.

Çocuklarımızın dayanıklı olmaları için çaba göstermek ebeveynliğin hayati bir parçasıdır ve çocuklarımızı hayatın gerçeklerine hazırlayan temeli atmak bizim sorumluluğumuzdur. Peki temelde ne yapılmalıdır? Ya da bu yönde yapılacak çalışmaların ana fikri ne olmalıdır? sorusunun cevabı; “iyi bir ebeveyn güvenliği her zaman önemser, ancak aynı zamanda çocukların risk almalarına, denemelerine ve başarısız olmalarına ve birbirlerine güvenmelerine ve bu hatalardan ders almalarına izin verir” şeklindedir.

2014 yılında, Avustralya'nın tanınmış çocuk ve ergen psikologlarından biri olan Andrew Fuller, yaklaşık 16000 Avustralyalı gençle dayanıklılık hakkında bir araştırma yaptı. En dirençli olan çocuklar neredeyse evrensel olarak, en düşük dayanıklılığa sahip çocukların katılmadığı iki ifadeye katıldılar. Bunlar: “Beni önemseyen bir ebeveynim var” ve “Beni dinleyen bir ebeveynim var” ifadeleridir. Anne babalar olarak siz de bir dakikanızı ayırın ve kendinize sorun, "Çocuklarım bu iki ifadeye 'evet' der miydi?" Belki çocuğunuza bile sorabilirsiniz. Sana değer verdiğimi hissediyorsun musun? Seni dinlediğimi düşünüyor musun? "Çocukken size değer verildiğini hissettiren nedir? “Ne zaman dinlendiğini hissettin? Ve en önemlisi, önemsendiğini ve duyulduğunu hissetmek size nasıl hissettirdi? (Coulson,?). Elbette, çocuklarda psikolojik sağlamlığın en güçlü yordayıcılarını belirlemek (örneğin, iç denetim odağı, öz saygı, öz düzenleme, sosyal yeterlilik, sosyal destek, vb.) çok önemlidir. Ama daha önemli olan ebeveynler ve öğretmenler olarak bu değerli nitelikleri en çok güçlendirecek ortamı nasıl sağlayabiliriz? sorusunu sormaktır. Bu türlü sorular çocuklarınızda dayanıklılığı geliştirmek için yapabileceklerimizi düşünmemizi sağlayacaktır.

Psikolojik sağlamlığın belirleyicisi olan 3 temel değişken vardır. Bunlar; bireysel / çocuğa özgü İçsel değişkenler, sosyal ilişkiler ve aile alanı ile ilgili değişkenler ve bağlamsal / çevresel etki alanı şeklindedir. Bunlar dayanıklılığın kaynakları olarak değerlendirilmeli ve çocuklara fark ettirilmelidir. Bunlardan bireysel / çocuğa özgü İçsel değişkenler; mizaç, iyimser bakış açısı, problem çözme becerileri, öz saygı, öz-yeterlik, duygusal esneklik, aktif yaşam tarzı vb. ile ilgilidir. sosyal ilişkiler ve aile alanı ile ilgili değişkenler; yakın çevresine güvenli bağlanma, sıcak ve destekleyici ebeveynler, ebeveyn uyumu, anlamlı akran arkadaşlıkları, sağlıklı kardeş ilişkileri, sosyal yeterlilik, işbirliğine dayalı öğrenme becerileri vb. özellikleri kapsar. Bağlamsal ve çevresel değişkenler ise; güvenli sosyal ortam, destekleyici okullar, destekleyici geniş aile, başarılı okul deneyimleri, değerli sosyal rol modeller, pozitif rehberler, anlamlı toplumsal grup üyelikleri, vb. ile ilgilidir.

Psikolojik sağlamlığı anlama ve değerlendirmede Üzerinde düşünülmesi gereken birkaç önemli soru daha şöyle sıralanabilir:

Çocuğunuz güçlü yanlarını biliyor ve farkın da mı?

Nitelikli akran ilişkileri kurabiliyor mu?

Çocuğunuz gelecek hakkında iyimser ve becerilerine güveniyor mu?

Çevresinde sorunlarını çözmede etkili iletişim kurabileceği, konuşabileceği, yardım isteyebileceği yetişkinler var mı?

 Çocuklarımızda psikolojik sağlamlık geliştirebilmek için neler yapabiliriz?

Model olmak

Psikolojik sağlamlık öğrenilebilen bir niteliktir. Pek çok davranışı çocuklar anne babalarını modelleyerek öğrenirler. Anne babaların psikolojik sağlamlık konusunda çocuklarına model olmaları önemlidir Sakin olmak, pozitif ve mantıklı başa çıkma yolları bulmak konusunda çocuklara model olunmalıdır. Öte yandan dayanıklılığı örnekleyen kitap bölümleri, film sahneleri hakkında çocuklarınızla konuşulabilir. Zorluklar, problemler, hayatın iniş çıkışları karşısında anne-baba olarak siz ne kadar dayanıklısınız? Unutmayın; "Bir ebeveynin dayanıklılığı, çocuğun zorluklarla nasıl başa çıkacağını, kendi duygularını nasıl anlayacağını görmesi için bir şablon görevi görür" «Dirençli Çocuklar Yetiştirmek İçin Dayanıklı Bir Ebeveyn Olun» (Popek, 2018)

Problem ve zorluklarla baş başa kalmasına fırsat vermek

Çocukların yeteneklerine güvenebilmeleri, bunları deneyimleyebilmeleri, özgüven geliştirebilmeleri için zorluklar yaşamaları ve bu zorluklarla baş edebilmeleri için fırsat vermek önemlidir. Bu bakımdan aşırı koruyucu olmak, çocuk adına çocuğun problemlerini çözmek doğru değildir. Çocuklarımızı her şeyden koruyamayız ve her zaman yanlarında olmayacağız. Çocuklarınıza sınırlarını zorlama ve başarısız olma fırsatı verin.

Sorun çözmeyi teşvik edin

Çocuğunuzun problemi nasıl çözeceğini öğrenmesi için fırsatlar sağlayın. Çocuğunuzun zorluklarla nasıl başa çıkabileceğini bulmasını sağlayın.  Onlara neyin işe yarayıp neyin yaramadığını bulma fırsatı verin. Çocuğunuz karanlıktan korkuyorsa, tüm gece ışığı yakmak, korkuyla çalışma fırsatı sağlamaktan ziyade zorluğu ortadan kaldırır.

'Neden?' yerine her zaman ‘Nasıl?' diye sorun

"Sadece 5 yaşındayken 'neden' cevabını bilmek neredeyse imkânsız! "Neden" derinlemesine düşünen ve felsefi bir sorudur. Oysa 'nasıl' sorusu; eylem, süreç temelli ve problem çözme sorusudur. Çocuğunuz hayal kırıklığına uğradığında oyuncağını fırlatırsa ve kırarsa nedenini sormak yerine, nasıl farklı tepki verebileceğini veya oyuncağını nasıl tamir edebileceklerini sorun.  Çocuğunuz artık sorunun değil çözümün bir parçası olur. Ve onları değişim için eylemler düşünmeye nasıl zorlar.

Hatalar öğrenme fırsatlarıdır

Hataları başarısızlık olarak görmek yerine öğrenme fırsatı olarak görmeyi öğrenin ve öğretin. Hatalar öğrenme fırsatlarıdır. Ve hatalar sadece onlardan ders almamayı seçtiğimizde ve aynı hatayı yapmaya devam ettiğimizde başarısızlığa dönüşür. Çocuğunuza, yetişkinlerin de her zaman doğru seçimleri yapamayabilir. Önemli olan ne olduğunu fark etmek, daha iyi hale getirmek veya bir dahaki sefere alternatif seçeneklere bakmaktır.

Duygularını yönetmesine yardım edin

Çocuklukta duygularımızın kontrolünde ustalaşmak, dirençli yetişkinler olmanın anahtarıdır. Çocuğunuzun duygularını yönetmesine yardımcı olun. Çocukların duygularını nasıl tanımlayacaklarını ve onlara uygun şekilde nasıl tepki vereceklerini bilmeleri gerekir. Öfke hissetmek normaldir, ama öfke yüzünden vurmak doğru değildir. Çocuğunuzun, kardeşi yerine bir yastığı yumruklayarak öfkeye nasıl daha iyi tepki verebileceğini öğretmeye odaklanın. Dayanıklılık, çocuğunuzun yaşamı boyunca değişim ve belirsizlikle baş etmesine yardımcı olacak önemli bir beceridir. Ne yazık ki ebeveynler çocuklarını hayal kırıklığından koruyamazlar. Çocukların, günlük üzüntü ve değişimlerle başa çıkabilmek için ebeveynlerinden bazı beceriler öğrenmesi gerekir.

Zor durumlar ve hayal kırıklıklarında çocuklara verilebilecek bazı mesajlar…

Kriz zamanlarında olayları kendimize nasıl açıkladığımız, bu olayları nasıl işlediğimizi ve onlardan ders almamızı büyük ölçüde etkileyebilir. Yararlı mesajlar şunları içerir:

Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmeyecek. Bazen işler yolunda gitmez, ama başa çıkacağız.

Hiç kimse mükemmel değildir, hepimiz hatalar yaparız ve onlardan öğreniriz.

Hepimizin güçlü yönleri var ve bazı konularda diğerlerinden daha iyiyiz.

Hayal kırıklıklarının çoğu geçicidir ve zamanla bizim için daha az önemli hale gelecektir.

Çoğu sorun hayatımızın yalnızca küçük bir bölümünü etkiler, hala başka becerilerimiz, diğer arkadaşlarımız ve dört gözle bekleyeceğimiz başka şeyler var.

Kaynaklar

Coulson, J. 18 ways to a resilient child,   (https://www.justincoulson.com/18-ways-to-a-resilient-child/

https://www.apa.org/topics/parenting/tip-tool-brochure.pdf,erişim: 27.09.2020)

https://centerforresilientchildren.org/preschool/for-parents/activities-to-do-with-your-preschooler/

https://youngminds.org.uk/media/1463/the_resilient_classroom-2016.pdf

Hunter, S. 7 Steps to Building Kids’ Resilience. https://www.kiwifamilies.co.nz/kids-courageous-teaching-resilient/, erişim: 02.09.2020)

Life Education. How to talk about resilience to your child. https://www.lifeeducation.org.au/parents/how-to-teach-resilience-and-help-your-child, erişim: 27.09.2020)

Lonczak, H. (2020). 30+ Tips for Building Resilience in Children. https://positivepsychology.com/resilience-in-children/ erişim: 02.09.2020)

McFarlane, K. Strategies to promote resilience in children (https://www.learninglinks.org.au/strategies-to-promote-resilience-in-children/, erişim: 02.09.2020) https://www.lcm.org/building-resilience/#supporting-pos

Popek, E. F. (2018). To Raise Resilient Kids, Be a Resilient Parent. https://www.nytimes.com/2018/03/28/well/family/to-raise-resilient-kids-be-a-resilient-parent.html erişim: 02.09.2020)

 

Çocuklarla Çalışırken Çizimlerden Yararlanma: Kinetik Okul Çizimi (KOÇ)

 

Çocukların özgüvenlerini, duygularını, sosyal ilişkilerini göstermeleri için etkili bir yol yeterlilik ve diğer gizli kişilikleri ve bu açıkça nasıl gösterir çizim çocuk sorunlarını belirleme ve bulma konusunda önemli bir rol oynar. Çizim yapmak, çocukların yaşamında terapötik bir işleve de sahiptir (Edwars, 2016).

 Goodenough Harris Çizim Testi (GHDT), Draw-A-Person testi (DAP), Ev-Ağaç Kişi (SDP) testi, Kinetik Aile Çizimi tekniği (KAÇ), Kinetik Okulu Çizim tekniği (KOÇ) vb.leri olmak üzere resim çizimleri ile ilgili pek çok test vardır. Bunlarla ilgili özet bilgiler aşağıda verilmiştir (www.minddisorders.com/Del-Fi/Figure-drawings.html#ixzz5yjMXUfmg):

 Goodenough tarafından 1926'da geliştirilen Draw-A-Man Testi ilk resmi şekil çizme testidir. Çocuğun çizim kalitesine yansıyan bilişsel ve entelektüel yeteneklerini tahmin etmek için kullanıldı. Test daha sonra 1963'te Harris tarafından Goodenough Harris Çizim Testi (GHDT) olarak revize edildi, bu da detaylı bir puanlama sistemi içeriyordu ve erkeklerin, kadınların ve kişisel çizimlerin çizilmesine olanak sağladı. Puanlama sistemi öncelikle çocuğun bilişsel olarak olgunlaşma şeklini yansıtıyordu. GHTD, üç ila 17 yaş arasındaki çocuklar için uygundur, ancak üç ila 10 yaş arası çocuklar için en faydalı olduğu bulunmuştur.

 Draw-A-Person testi (DAP), Machover tarafından 1948'de geliştirilmiştir ve çizimlerin teste katılanların kaygılarını, dürtülerini, özgüvenini ve kişiliğini nasıl yansıttığına odaklanarak, figür çizimlerini daha yansıtıcı bir şekilde kullanmıştır. Bu testte, çocuklardan önce bir kişinin resmini çizmeleri istenir. Daha sonra, ilk çekilişin karşısındaki cinsiyetten birinin resmini çizmeleri istenir. Bazen çocuklardan ayrıca kendinden ve / veya aile üyelerinden bir resim çizmeleri istenir. Sonra, kendileri ve çizimleri hakkında bir dizi soru soruldu. Bu sorular, çizimlerdeki insanların ruh halleri, tutkuları ve iyi ve kötü nitelikleri ile ilgili olabilir. DAP'taki resimler ve sorular çocuğun kaygıları, dürtüleri hakkında bilgi vermek içindir. ve genel kişilik. DAP, günümüzde en sık kullanılan şekil çizme testidir. Yetişkinlere uygun bir skorlama sistemi 1993 yılında Mitchel, Trent ve McArthur tarafından geliştirilmiştir.

 Ev-Ağaç Kişi (SDP) testi 1948 yılında Buck tarafından oluşturulan, bir ev, bir ağaç ve bir kişi çizmek için deney taker gerektiren bir benlik algısı ve tutumlarını bir ölçü sağlar. Evin resminin , çocuğun ailesine karşı olan duygularını çağrıştırması gerekiyor . Ağacın görüntüsünün, güç veya zayıflık duyguları uyandırması gerekiyordu. Kişinin resmi, diğer şekil çizme testlerinde olduğu gibi, çocuğun benlik kavramı ile ilgili bilgileri ortaya çıkarır. HTP, çoğunlukla çocuklara ve ergenlere verilse de, üç yaşın üzerindeki herkes için uygundur.

 1970 yılında Burns ve Kaufman tarafından geliştirilen Kinetik Aile Çizimi tekniği (KFD), teste katılanların tüm ailesinin bir resmini çizmesini gerektirir. Çocuklardan kendileri de dahil olmak üzere ailelerinin bir resmini çizmeleri istenir. Bu resim, çocuğun ailesine ve genel aile dinamiğine karşı tutumlarını ortaya çıkarmak içindir

 Kinetik Okulu Çizim Tekniği

 Kinetik Okulu Çizim tekniği (KOÇ) 1974 yılında Prout ve Phillips tarafından geliştirilmiştir. Çocuğun kendisinin, bir öğretmenin ve bir veya daha fazla sınıf arkadaşının resmini çizmesini gerektirir. Bu resim, çocuğun okuldaki insanlara ve okul ortamındaki işleyişine karşı tutumlarını ortaya koymak içindir. KOÇ öğrencinin okul ve sınıfta kendine dönük algıları, diğer öğrencilerle ilişki ve etkileşimleri, akran ilişkileri ve hatta akran zorbalığı, okula ilişkin tutumları okul etkinlikleri hakkındaki görüşleri, öğretmenlerle olan ilişkileri olmak üzere pek çok bilgi verebilir. Öğrencinin okul algısını tanımlayan bir teknik olarak kullanılabilir. KOÇ, 5- 13 yaş aralığında etkili sonuçlar verebilir. Çizim için boş kağıt, kalem ve renkli kalemler kullanılmalıdır. Çizme aşaması 20 dk sürebilir.

 Kinetik Okulu Çizim Tekniği Yönergesi

 “Bir okul resmi çiz. Kendini öğretmenini ve bir veya birkaç arkadaşınız çiz. Herkese bir şeyler yaptır. Kendini, öğretmenlerini, bir veya iki arkadaşını çizmeyi ve herkese bir şeyler yaptırmayı unutma”  (Muro ve Diğerleri, 2016, s.229)

 Çizim bitiminde sorulacak sorular ile öğrenci ile çizim üzerinde konuşulur. Sorular çizilenlerin anlatılmasını isteyen resmin geneli hakkında olabileceği gibi her bir şekil ile ilgili de olabilir. Sorular şöyle olabilir:

En temel soru: Bana bu resmi anlatır mısın?

1. Bu resimdeki her kişiyi tanımlayabilir misin?

2. Neredeler?

3. Ne yapıyorlar? Yaptıkları eğlenceli mi?

4. Bu okulun / sınıfın en çok hoşuna giden yanları neler?

5. Bu okulun ya da sınıfın hoşlanmadığın yanları neler?

6. Bu okulda ya da sınıfta neleri değiştirmek isterdi?

7. Buradakilerin (okuldaki / sınıftakilerin) birbirleri ile arası nasıl?

8. Bu okulda/sınıfta en iyi / en az kiminle anlaşırsın?

9. Bu resimdekiler gelecekte neler yapmayı planlıyor?

10. Bu çalışmayı yapanlar neler hissediyor?

 Bu soruların yanında daha derinlikli projektif sorular da sorulabilir. Blâck's’e göre bu soruların bazıları şöyle olabilir (Zians, 1997):

Bu okulda bir şeyden kurtulmak isteseydin bu ne olurdu?

Bu okulda yaptığınız en iyi şey nedir?

Bu okulda hangi sorunları yaşıyorsun?

Bu okulda en çok sevdiğin şey nedir?

 KOÇ yorumu öğrenci ile ilgili gözlemler ve diğer bireyi tanıma tekniklerinden elde edilen bilgilerle bütünleştirilerek yorumlanmalıdır.  KOÇ yorumlanırken şekiller, renkler, figür karekteristikleri, kağıdın kullanılan konumu, sınırlar, mesafeler üzerine yoğunlaşılmalıdır.  Okulun içinde mi yoksa dışında mı çizim yapıldı. İçimde insan figürü sayısı, öğretmen veya arkadaş olup olmaması, yapılan etkinlik, etkinliğe çizimi yapan öğrencinin kendisini dahil edip etmemesi durumları üzerinde değerlendirme yapmaya değerdir.  Okul, sınıf, öğretmen, arkadaş veya yapılan etkinlikte etkinliği yapanlar ile çizimi yapan öğrenci arasındaki mesafe ve hatta araya çizilen figürler önemsenmelidir.

 Kaynaklar

 1. Edwards, B. (2016). Analysis and Interpretation of Children’s Drawings (Research Project). http://premisrecerca.uvic.cat/sites/default/files/webform/tr_finished_finished_finished_finished_uvic.pdf , (Erişim:06.09.2019).

2. Groth-Marnat, Gary. Handbook of Psychological Assessment 3rd edition. New York: John Wiley and Sons, 1997.

3. Kline, Paul. The Handbook of Psychological Testing. New York: Routledge, 1999.

4. Krieger, A,I. (2014). Kinetic Family Drawing Comparisons of Students who are Deaf with Signing Parentsand Students who are Deaf with Non-signing Parents. Master of Art in Art Therapyin the Herron School of Art and Design Indiana University.

5. Muro, J. Ve Diğerleri (2016). İlk ve Ortaöğretim Kurumlarında Rehberlik ve Danışma: Uygulamalı Yaklaşım. Eğitim Yayınevi.

6. Vass, Z. (2012). A psychological interpretation of drawings and paintings. The SSCA Method: A Systems Analysis Approach. Budapest: Alexandra.

7. Vass, Z. (2012). A psychological interpretation of drawings and paintings. The SSCA Method: A Systems Analysis Approach. Budapest: Alexandra.

8. Zians, A. W. (1997). A Qualıtatıve Analysıs Of How Experts Use And Interpret

Tee Kınetıc Sckool Drawıng Teceınıque.   A thesis siihnitted in conformity with the requireaients

for the deqree of master of arts Del-nt of Etiman Developnent and Applied Psychology

Ontario ïnstitute for Studies in Education of the University of Toronto. (https://tspace.library.utoronto.ca/bitstream/1807/15107/1/MQ51570.pdf (Erişim: 06.09.2019)

 

 

Okul Öncesi Dönem Çocukları İçin Gelişimsel Bibliyoterapi

 

Bibliyoterapi çocuklara, kendilerine benzer bir ikilemi başarıyla çözen karakterler hakkında hikayeler okumalarını sağlayarak sorunların üstesinden gelmede yardımcı olabilir. Çocuklar bu yolla kendilerini tanıyabilirler ve iç görü kazanabilirler.  Çocuklar çocuk edebiyatı yardımı ile ayrılık, hastalık, ölüm, yoksulluk, engellilik, yabancılaşma, afet, savaş vb. gibi pek çok sorunla ilgili düşünmeye ve olası çözümler üretmeye teşvik edilebilir. Bibliyoterapi çocukların kendi ihtiyaçlarını ve deneyimlerini tanımalarına yardımcı olabilir. Çocuklar genellikle duygularını tanımlamakta ve iletmekte zorlandıklarından öyküler, açık tartışmayı ve kendini anlamayı kolaylaştırabilir (Davies, ?).

 Bireyi tanımada ve ona iç görü kazandırmada kullanılabilecek bibliyoterapi 4 süreci öne çıkarmaktadır. Bunlar (Morawski, 1997):

1-Özdeşleşme: Birey okuduğu karakterler üzerinden kendileri ile uygun olan benzerlikleri ya da farklılıkları gözlemleyip bu karakterler ile yaşanılan sorunlar ve kişilik özelliklerinin özdeşleştiğini düşünürler. Kendilerini benzettiği karakterler üzerinden gözlemi aracılığıyla düşüncelerini ve davranışlarını da sorgulamaya başlarlar.

2-Katarsis: Özdeşleşmede olduğu gibi seçilen karakterler üzerinden düşünce ve davranışlarının yanı sıra duygularıyla da özdeşim kurulmaktadır. Seçilen hikayedeki karakter üzerinden o ana kadar bastırılan ya da fark edilmeyen duygular katarsis esnasında ortaya çıkabilir. Duygunun dışavurum şekli ise seyirci ya da okuyucu tarafından gülme ve ağlama şeklinde ortaya çıkarak danışan için rahatlama sağlayabilmektedir

3-İçgörü: Çocuk okuduğu ya da dinlediği hikayede özdeşim kurduğu karakterin düşünce, davranış ve deneyimleri üzerinden sorunu ele alışı ve sorununu çözme şekline bakarak özdeşim kurduğu karakteri rol model haline getirebilir ve özdeşim kurduğu karakter üzerinden içgörü kazanabilir

4-Bütünleşme: Danışanlar yaşadıkları sorunları sadece kendilerinin yaşamadığını, sorunun sadece kendisine özgü olmadığını anlar. Başkalarının da aynı sorunları yaşadığını fark edip kendi çözüm yollarını aramaya başlarlar. Bu bir çeşit evrensellik yani yalnız olmadığı duygusu oluşturur.

 Özenle seçilmiş tematik kitapları kullanarak öğretmenler zor durumlarla karşılaşan öğrencilere yaşam sorunlarıyla başa çıkma konusunda yardımcı olabilirler(Rozalski ve diğerleri, 2012). Bir teknik olarak bibliyoterapinin hem sınıfta hem de çocuk terapisinde etkili olduğu kanıtlanmıştır (Borders & Paisley, 1992; Lenkowsky, 1987). Schlichter ve Burke (1994) iki bibliyoterapinin iki kullanım biçimi olduğunu söylemiştir. Bunlardan biri klinik diğeri ise gelişimsel bibliyoterapidir. Klinik bibliyoterapi, bu konuda eğitimli ruh sağlığı uzmanları tarafından, terapi süreçlerinde ve tedavi sürecinde derin problemlerle ilgilenir. Gelişimsel bibliyoterapi ise; sorunları bir sorun haline gelmeden önce tahmin etmek için kullanılır. Örneğin, anaokulunuzla birinci sınıfa gitmekten korkan bir çocuk hakkında bir hikaye okumak gelişimsel olarak uygundur ve bazı korkularını gidermede yardımcı olabilir. Bu tip bibliyoterapi, normal gelişim aşamalarında ilerleyen ve yaşları veya deneyimlerine göre, alt ıslatma, kâbuslar veya arkadaşlar arasındaki çatışmalar ile ilgili konularda bir keşiften faydalanabilecek çocuklarda yararlıdır. Gelişimsel bibliyoterapi öğretmenler hatta ebeveynler tarafından kullanılabilir (Rizza, 1997). Bibliyo terapinin okul dönemde öğretmen veya rehber öğretmenler tarafından kullanımına Akgün ve Benli (2019) tarafından yapılan “Okul Öncesi Dönem Çocuklarla Bibliyoterapi: Bir uygulama örneği” çalışmasından yararlanarak detaylı bir önek çalışma sunmadan önce ebeveynler tarafından da kullanımına bir örnek verelim. Bu örnek Roches (2011)’in anlatımından uyarlanmıştır:

 “Oğlum 3 gece yarısı tuvalete kalkıp kendi yatağını terk ederek yanıma geliyordu.  “Tek başıma kendi yatağımda yatmak istemiyorum! Uyuyamıyorum! Beni yanına al! ” diyerek uyku konusunda sorunlar çıkarıyordu. Bu sorunu çözmek ve ona nasıl davranacağımı öğrenmek için ebeveynlere yönelik bazı kitaplar araştırdım. Bu araştırma sırasında bir kitap buldum, ancak bu kitap ebeveynler için değil, çocuklar içindi. Kitap, Carol Roth ve Valeri Gorbachev'in “Küçük Tavşan'ın Uykusuz Gecesi ( orijinal adı: Little Bunny’s Sleepless Night)” kitabıydı. Kitapta oğlum gibi uyku sorunları yaşayan “Küçük Tavşan”’dan bahsediliyordu. Bu tavşan geceyi kendi yatağını terk edip bir ayı, bir kirpi ve bir kokarca olan arkadaşlarını ziyaret ederek geçiriyordu.

Bu tavşan bu biçimde arkadaşlarının uykusunu bozsa ve uyku problemi yaşasa da sonunda deneme yanılma yoluyla kendi rahat yatağının en mükemmel uyku yeri olduğunu keşfediyordu. Bu kitabı aldım ve oğluma  kitabı okudum. Bu okuma birkaç gece sürdü. Oğlumla küçük tavşanın kendi yatağında uymayı keşfetmesi üzerine konuştuk. Bir hafta içinde oğlumun gece dolaşmaları ve beni rahatsız etmeleri azaldı ve sorun çözüldü. Bu sayede Pozitif Çocuk Rehberliği'nin  (Positive Child Guidance) yazarı Darla Ferris Miller’ı okudum. Darla Ferris Miller'e göre, bibliyoterapi; çocukların kendileri için duygusal kargaşa yaratan sorunlarla başa çıkmalarına yardımcı olabilir. Aynı zamanda davranış problemlerini önleme ve çözmede çok etkilidir. İyi seçilmiş bir kitapla, ebeveynler ve öğretmenler, çocukların yeni bir kardeş doğumu, anaokuluna başlama, ruh hallerini yönetme, arkadaşlarla çatışmalar ve hatta uyku sorunları gibi okul öncesi çocuklara yaygın olarak görülen sorunlarla başa çıkmalarına yardımcı olabilir”

 Roches (2011)’ın aynı yazısında çocuklara bibliyoterapinin kullanımına bir başka örnek de şöyle verilmiştir:

 “Komşumun 4 yaşındaki oğlu, çok fazla endişeli olmasına rağmen, yaklaşan bademcik ameliyatı hakkında ailesiyle konuşmayı reddetti. Annesi konuyu doğrudan takip etmek yerine, “endişeyle ameliyat bekleyen bir kaplumbağa hakkında” bir kitap okudu. Hikâyeyi, kaplumbağanın duyguları ve hastane prosedürünün ayrıntıları ile ilgili açık uçlu sorularla zenginleştirdi. Balon ve çiçeklerle çevrili olan yatağında sık sık gülümseyen kaplumbağanın resimlerini çizmeye oğlunu teşvik etti. Duyguyu işlemek için gerçeklere yönelik bilgi ve fırsatlar sunmanın düşük stresli yöntemi bibliyoterapinin ile çocuğunun korkularını ortadan kaldırmak için önemli yol kat etti.”

 Bibliyoterapinin çocuklar için kullanım amaçları aşağıdaki gibi sıralanabilir (Davies, ?):

·      Duygularını tanımlamak ve doğrulamak,

·      Diğer çocukların kendilerine benzer problemleri olduğunu fark etmek, (yalnız olmadığı ve evrensllik duygusu),

·      Tartışmayı ve paylaşma teşvik etmek,

·      Düşünmeyi ve öz farkındalığı teşvik etmek,

·      Olası başa çıkma becerilerini ve çözümlerini keşfetmek

·      Yapıcı bir hareket tarzına karar vermek.

 Danışmanlar  ve öğretmenler bibliyoterapiyi nasıl kullanabilir? (Davies, ; Akgün ve Benli, 2019)

 Öncelikle bireylerin veya grubun ihtiyaçlarını belirleyin. Öğrencinizin veya öğrencilerinizin yaşayabileceği duygusal ve gelişimsel zorluklar veya talihsiz durumlarla ilgili literatür taraması yapın. Üzerinde çalışacağınız çocuk edebiyatı eserini kullanmadan veya tavsiye etmeden önce okuyun.  Yüksek sesle okumayı veya bir çocuğu belirli bir öykü veya kitaba yönlendirmeyi seçerseniz, çocuğun yaşı, cinsiyeti, olgunluğu ve geçmiş deneyimleri için uygun olduğundan emin olun. Hikayedeki karakterler ve çizimler gerçekçi olmalı ve problem çözmeyi içermelidir. Bir çocuğu veya çocukları sürece dahil etmek için bir yöntem seçin. Bir çocuğa veya küçük veya büyük çocuk gruplarına hikayeyi sesli okuyun. Bibliyoterapiyi benzer endişeleri olan çocukları küçük gruplar halinde toplayarak grupla da kullanmak mümkündür.

 Süreçte açık uçlu sorular sormak, hikayeyi tekrar anlatmak, rol yapmak, kukla kullanmak, tepkiler yazmak, düşünceleri kaydetmek ve / veya çocukların aşağıdakileri keşfetmesine yardımcı olmak için çeşitli sanat malzemeleri kullanmak gibi  hikayeyi okumayı takip eden faaliyetleri tasarlayın:

 ·        Diğer çocuklar benzer koşullarla karşı karşıya kaldıklarında benzer duygulara sahiptirler;

 ·        İkilem yaşayan sadece kendileri değil; tüm çocuklar hayatlarında bazı zorluklarla karşılaşırlar;

 ·        Herkesin güçlü ve zayıf yanları vardır ve kendi kendini değerlendirme yoluyla çocuklar bunları fark edebilir;

 ·        Bir problemle yüzleşmek sorunu çözmek için ilk adımdır;

 ·        Bir ikilemle başa çıkmanın çeşitli yolları vardır ve bir eylem planına karar verebilirler ve

 ·        Bir sorunu çözmek zaman alır; ilk başta başarısız olurlarsa, denemek için başka bir şey düşünmeleri gerekir.

 Gerekli görüldüğünde, çocukların ebeveynlerini sürece dahil edin. Öğrencilerin duyguları ve özel zorlukları ile başa çıkmalarına yardımcı olacak ek okuma seçimleri ve / veya aktiviteleri için önerilerde bulunun.

 KAYNAKLAR

Borders, S., & Paisley, P. O. (1992). Children’s literature as a resource for classroom guidance. Elementary School Guidance & Counseling, 27, 131-139.

(Davies, L. ?). Using Bibliotherapy with Children. (http://www.kellybear.com/TeacherArticles/TeacherTip34.html, erişim: 16.01.2020)

Morawski, C. M. (1997). A role of bibliotherapy is in teacher education. ReadingHorizons, 37, 243-259.

Lenkowsky, R. S. (1987). Bibliotherapy: A review and analysis of the literature. The Journal of Special Education, 21, 123-132.

Roches, R. D. (2011). Ages & Stages: Finding Comfort in Books How to Use Bibliotherapy With Your Young Child. (https://washingtonparent.com/articles/1107/pep.php, erişim: 16.01.2020)

Rizza, M. (1997). A Parent’s Guide to Helping Children: Using Bibliotherapy at Home. https://nrcgt.uconn.edu/newsletters/winter972/#, erişim: 16.02.2020)

Rozalski , M. ve Diğerleri (2012). Bibliotherapy: Helping Children Cope with Life's Challenges. (https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/00228958.2010.10516558?src=recsys, erişim: 16.01.2020)

 

 

10 Mart 2020 Salı

Koronavirüsün Yarattığı Kaygı, Bu Kaygının Yönetimi Konusunda Çocuklarla Yapılabilecek Psiko-eğitsel Çalışmalar


Koronavirüsün Yarattığı Kaygı, Bu Kaygının Yönetimi Konusunda Çocuklarla Yapılabilecek Psiko-eğitsel Çalışmalar

Covid-19 adı verilen virüsün neden olduğu yeni korana endişe veren bir biçimde yayılmaya devam ediyor.  Virüsün yeni olması, dünya medyası ve sosyal medyanın gündeminde olması, önleyici tedavisi ve aşısının bulunmaması, öldürme oranı düşük olmasına rağmen yarattığı tehdit ile orantılı olmayan bir korkuya sebep olmaktadır. Risk veya tehlike ile orantılı olmayan korku da kaygıya dönüşmektedir. O halde kornavirüsün yarattığı kaygının büyüklüğünde insanların risk/tehlike algısının ve bu algıyı çarpıtmaya zemin hazırlayan özellikle güvenilir kaynaklara dayanmayan haberlerin etkisi vardır. Bu kaygının yönetilmesinde yapılması gereken bu salgınla ilgili haberleri Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi güvenilir kaynaklardan takip etmektir.

Koronavirüs ile ilgili farkındalığa sahip olmak ve koronavirüsün yayılmasına hazırlanmak kesinlikle bir ihtiyaçtır. Bu konuda kendimizi ve çevremizi eğitmeliyiz. Bu eğitimde işin ruhsal, kaygı ve stres yönetimi ile ilgili boyutlarını da mutlaka ele almalıyız.

Koranavirüs kaygısı tüm dünyayı sarmış durumdadır. Bu kaygının normal sınırlara çekilmesi ve yönetilmesi son derece önemlidir. Bu riski ne yok sayabiliriz ne de bu denli abartılı bir kaygı ile ele alabiliriz. Bu kaygının yönetilmesinde öğrenci ve velilerin doğru bilgilendirilmesinde rehberlik ve araştırma merkezlerine ve okul rehberlik servislerine önemli görevler düşmektedir. Korona virüs kaygısının yönetilmesi anlamında yapılacak çalışmalar kapsamlı gelişimsel psikolojik danışma ve rehberlik programlarının “müdahale hizmetleri” kapsamında düşünülebilir. Bu salgın vb. konular hakkındaki rehberlik etkinlikleri söz konusu programın “Güvenli ve Sağlıklı Hayat” yeterlik alanında yer almaktadır. Bu konuda yapılabilecek çalışmalar mevcut psikolojik danışma ve rehberlik programlarımızın “iyileştirici hizmetler” program bileşeninin “Psiko-sosyal Müdahale” alt başlığı ve “Önleyici Gelişimsel Hizmetler” program bileşeninin “Bilgi Verme Çalışmaları” alt başlığı ile de ilişkilidir. Sağlık Bakanlığı açıklamalarına göre bu virüs henüz ülkemizde görülmediği için henüz bizim için kriz durumunda değildir. Ancak bu durum yine Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalara göre bu virüsün ülkemizde görülmeyeceği anlamına gelmemektedir. Bu duruma hazırlıklı olmak gereklidir. Öğretmeni öğrenci ve velilerimizi doğru bilgilendirmek ve bu kaygıyı yönetmek için önleyici rehberlik kapsamında çalışmalar yapmak durumundayız.

Öte yandan koronavirüsün yarattığı kaygıya duygusal ve ruhsal olarak daha duyarlı olan insanlar olduğu unutulmamalıdır. Örneğin yaygın kaygı bozukluğu, panik bozukluğu ve hastalık kaygısı bozukluğu olanlar zaten normalde de sağlık ile ilgili haberlere daha duyarlıdır. Koronavirüs bu kişilerde ruhsal olarak daha fazla etki yaratacaktır. Yine obsesif kompulsif bozukluğu olanlar zaten hastalık kapma korkusu ile tekrarlayıcı bir şekilde el yıkama vb davranışlarda bulunmaktadır. Bu virüsten korunma amacı ile de el yıkamanın öneminin vurgulanması bu insanların durumunu daha da kötüleştirebilir. Bu kaygı, alan korkusu olarak adlandırabileceğimiz agorafobisi olanlar içinde kalabalık alanlardan kaçınma davranışını arttırabilir. Koranavirüse yakalandığında sağlık riski yüksek olan yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıf olanlar, zaten solunum ile ilgili hastalığı bulunanlarda kaygı daha da yüksel olacaktır. Bu durumda olan bireylere sağlanacak psikolojik destek önemlidir. Koronavirüs ile ilgili olarak kaygı konusunda yukarıda sayılan bozukluklara sahip olanlar ruhsal açıdan risk grubundadır.

Çocuklar koronavirüs ile ilgili yetişkinlere oranla daha yüksek bir kaygı duyabilirler. Çocuklara psikolojik olarak destek olmak, onları daha da fazla endişelendirmeden koruyucu tedbirleri nasıl alabilecekleri konusunda doğru bilgilendirmek başta okul rehberlik servisleri olmak üzere tüm eğitimcilerin en önemli görevleri arasındadır. Çocukları bilgilendirirken güvenilir kaynaklardan gelen bilgilere ve önleyici tedbirlere vurgu yapmak gereklidir. Sağlık Bakanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının ve yerel yönetimlerin aldığı tedbirleri öğrencilere anlatmak endişeleri azaltıcı etki yapacaktır.


Abartılı kaygı risk algımızı bozar. Riskleri değerlendirirken mantıksal ve veriye dayalı düşünmek yerine duygularımızla karar vermeye başlarız. Korku, tehdide karşı verilen normal bir tepkidir. Sonuçta bizi güvende tutmak için gereklidir. Tehdit ister duygusal, ister sosyal veya fiziksel olsun, bu tepki ilkel “hayvan beynimiz” (limbik sistem) ve sofistike bilişsel beynimiz (neo-korteks) arasındaki karmaşık etkileşime bağlıdır. Bunlar hayatta kalmaya yönelik tehditleri değerlendirmek ve bunlara yanıt vermek için yoğun bir şekilde birlikte çalışırlar. Ancak kaygı durumlarında limbik sitemimiz ile daha duygusal düşünmeye, bilişsel ve mantıklı değerlendirme yapmaya daha az eğilimli oluruz.

Bilişsel davranışçı psikologlara göre olaylar ya da problemler değil, onları algılayış ve yorumlayış biçimlerimiz duygusal sorunlarda daha etkilidir. Birey olarak akılcı olan ve olmayan düşünme biçimine potansiyel olarak sahibiz. Ancak akılcı olmayan inançlarla düşünmeye biraz daha eğilimliyiz. A. Ellis’in ABC diye anılan Akılcı Duygusal Davranışçı Yaklaşımı ile yeni korona virüs kaygısına aşağıdaki gibi yaklaşılabilir.

A
B
C
D
E
F
G
Kaygıya neden olan olay
İnançlar
Duyuşsal ve davranışsal tepkiler
İnançların sorgulanması
Daha akılcı inançlar
Yeni Duygu
Yapabileceğim şeyler
Yeni korana virüsün dünyaya hızla yayılması
Hastalık ölümcül ve yayılması önlenemez

Ben de hastalanacağım
Kaygı
*Bu virüsün gerçek öldürme oranı nedir?
*Bu virüs ile ilgili her haber doğru mudur?
*Korunmak için neler yapılabilir?
*Bu virüsün varlığını yok sayamam
*Ancak çok abartılı bir kaygı ile de günlük yaşamıma devam edemem
*Bu virüs ile ilgili haberleri güvenilir kaynaklardan almalıyım
*Güvenilir kaynaklar dışında her haberi okumak çok gerekli değildir
*Şu an öldürme oranı normal gripten ve riskli pek çok hastalıktan az
Riskle orantılı normal düzeyde korku

*Zaten dikkat etmem gereken hijyen kurallarına dikkat etmek

*Bu virüsle ilgili haberleri güvenilir kaynaklardan takip etmek

*Bağışıklığı güçlendirme

*Yeterli dinlenmek ve uyumak



Gallagher’in Sinclair’den aktardığına (2020) göre bilişsel davranışçı açıdan korona virüs nedeni ile 'hastalanacağım' düşüncesinin, 'hastalanacağım düşüncesine kapılıyorum' düşüncesi ile yer değiştirmesini sağlamak bile kaygının belli oranda azaltılabilmesi konusunda etkili olabilir.

Bilişsel davranışçı açıdan bir olay, tehlike ve risk hakkında ne düşündüğümüzü kontrol edebiliriz. Daha rasyonel düşünme kaygıyı yönetmede etkili olabilir. Korona virüs hakkında kaygılı olmak ruh sağlımızın bozuk olduğu anlamına gelmez. Ancak bu kaygı günlük yaşamımızı, günlük işlevselliğimizi bozduğunda mutlaka psikolojik destek alınması önem taşımaktadır.



Koronavirüs konusunda endişeli olan çocuklarla nasıl konuşmak gerekir?


Öncelikle kaygının bulaşıcı olduğunu unutmayalım. Çocukların duyguları ebeveynlerin duygularından beslenir. Yetişkinler olarak bizim yüksek düzeyde kaygımız var ise bu çocuklara geçecektir. Bu nedenle endişeli olsanız da, virüs hakkında konuşurken sakinliği modellemek önemlidir. Çocuklar bu virüsten ne kadar endişelenmeleri gerektiği konusunda özellikle çevrelerindeki yetişkinleri referans alacaklardır. Çocukları dinlemek ve bu salgın ile ilgili kaygılarına saygı duymak ve kaygılanmanın normal olduğunu kabul etmek gerekir. Normal düzeyde bir kaygının bizi koruduğunu vurgulamak önemlidir. Ancak aşırı kaygının sağlıklı düşünme ve tedbir için gerekenleri yapmada engelleyici olduğu üzerinde durulmalıdır. Çocuklarla bu konuda konuşurken sakin ve ölçülü olmak ve onları zaten her zaman almamız gereken makul hijyen tedbirleri konusunda bilgilendirmek önemlidir. Çocuklara bilgi verirken açık ve nesnel bilgi vermek onlara aşırı güvence vermekten daha değerlidir. Verdiğiniz bilgilerin Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü gibi güvenilir kaynaklardan aldığınızı çocuklara söylemek etkili olacaktır. Yine hükümet yetkilileri, sağlık bakanlığı doktorlarının ve bilim insanlarının bu virüs hakkında daha fazla bilgi edinmek ve bizi güvende tutmak için çok çalıştıklarını belirtmek gerekli olabilir. Çocukların özellikle sosyal medyadan bu virüs ile ilgili güvenilir olmayan haberlerle etkileşimini sınırlamak yerinde olacaktır. Özellikle küçük çocukların virüsle ilgili haber yayınlarını doğrudan dinlememesi gerekir. Bu haberlerden ebeveynlerin çocukların bilmesi gerekenleri seçip, süzüp daha uygun bir şekilde çocuklara aktarması uygun olacaktır. Ebeveynler çocuklarının yaşına, bilgi işleme stiline ve virüsle ilgili haberlere maruz kalmasına bağlı olarak yaklaşımlarını uyarlamalıdırlar. Bu konuda ergenler tartışmaya daha açık olabilir. Çevrimiçi veya okulda salgın hakkında bilgiye maruz kalmış olan ergenlerin salgın hakkında ne düşündüklerini veya özellikle hangi durumlardan endişe duyup duymadıklarını sormak ve ardından durumla ilgili kendi düşüncelerinizi paylaşmak etkili olabilir. Manning-Schaffel’e (2020) göre, ebeveynler ve eğitimciler koronavirüsü, gerçeği kurgudan ayırmak için haber ve medya okuryazarlığı becerileri geliştirme konusunda çocukla birlikte çalışma fırsatı olarak bile düşünebilirler.

Endişeli çocukla empati kurmak, bilgilendirmek, şimdiye odaklanmak, abartmadan alınması gereken tedbirleri konuşmak önemlidir. Konuşurken kaygılanmasına saygı duyduğunu belirtmek için ““Yeni bir hastalık ortaya çıktığında, o hastalık hakkında her şeyi bilmediğimiz korkutucu olabilir” vb. şeyler söyleyebilirsiniz.  Ancak bunlara rağmen endişeler çocukların günlük işlevselliğini bozmaya başladı ise örneğin uyku sorunları yaratıyor veya okula devam etmeyi etkiliyorsa, bir profesyonelden yardım istemek en doğrusu olacaktır.

Birçok ebeveynin, bu salgın hakkında çocuklarına nasıl güvence verebilecekleri ve onları endişelendirmeden nasıl bilgilendirebilecekleri konusunda müşavirliğe ihtiyacı vardır veya olacaktır. Peki virüs hakkında çocukların ne bilmeleri gerekiyor ve kaygı düzeylerini yükseltmeden riski anlamalarına nasıl yardımcı olabilirsiniz?
Bu konuda Fairfax County Devlet Okulları (FCPS) örneğinde olduğu gibi “……………………Okulu, koronavirüs (COVID-19) salgınını dikkatle takip ediyor. Sağlık Bakanlığı açıklamalarını yakından takip ediyor  ve halk sağlığı profesyonellerinden öğrencilerimizin, çalışanlarımızın ve topluluğumuzun sağlığını ve güvenliğini korumak için atmamız gereken adımlar konusunda rehberlik alıyor.  Şu anda, okulumuzda çocukların bu konuda etkin bilgilendirilmesi, kişisel hijyenleri ve okul hijyeni için tüm tedbirler alınıyor” benzeri bir uyarının okulda velilerin görebileceği yerlere asılması ve hatta internet sitesine konulması velilerin endişelerinin doğru yönetilmesi bakımdan önemli olabilir.

Bu virüs ile ilgili çocukların sorabileceği muhtemel sorular ve verilebilecek sakin, ölçülü cevaplar aşağıdaki gibi olabilir:

Koronavirüs nedir?

Koronavirüs, insanları hasta hissettirebilen bir tür mikroptur. Grip hastalığının (siz / sınıf arkadaşınız / çocuğunuzun tanıdığı herkes) nasıl hissettiğini hatırlıyor musun? Grip olmak ile benzerlik gösterebilir. Bazı insanlar kendilerini biraz hasta hissederler. Bazı insanlarda ise ateş ve öksürük olur. Bazen bu öksürük kolayca nefes almayı zorlaştırabilir. Bu nedenle en temel belirti yüksek ateş ve öksürüktür diyebiliriz. Ancak her ateş ve öksürük koronavirüs nedeni ile olmayabilir. Bu konuda sağlık kuruluşları bize en iyi şekilde yardımcı olmak için vardır.

Koronavirüse nasıl yakalanırız?

Virüs, grip veya soğuk algınlığı veya öksürük gibi yayılır. Koronavirüsü olan bir kişi hapşırır veya öksürürse, vücudun içindeki mikroplar vücudun dışına gelir. Bu hapşırma ve öksürükler havaya mikrop taşıyan küçük damlalar gönderebilir. Yine de, bu mikropların başka bir kişinin vücuduna girmek ve başka birini hasta etmek için çok fazla yol kat etmesi gerekecektir. Virüslerin birçoğu bu yolculukta zaten ölür. Ancak yine de sık dokunduğumuz yerlerde bizi hasta edebilecek kadar kalabilirler. Sağlıklı bir insanın hapşırma ve öksürüklerden çıkan mikropların olduğu yerlere dokunması ve ardından ağızlarına, gözlerine veya burunlarının içine dokunmaması gerekir. Çünkü ağız, burun ve göz bu mikropların vücuda girebileceği yerlerdir.

Hapşırma veya öksürme durumlarında elimize değil de dokulara mendil vb. veya dirseğinize hapşırın, öksürün. Bu mikropların seyahat etmesini ve diğer insanları hasta etmesini önlemeye yardımcı olur. Bu bakımdan ellerimizi yıkamak önemlidir.  Ellerinizi yıkadığınızda, yavaşça 20'ye kadar saymayı unutmayın. Ellerinizi ağzınızdan, gözlerinizden ve burnunuzdan uzak tutmaya çalışın. sosyal ilişkilerimizde selamlaşma, öpüşme, sarılma gibi ritüellere yeni yollar bulmak önemli ve basit çözümlerdir. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre, Koronavirüs riskini azaltmak yapmamız gereken basit temizlik kurallarına uymaktır. Ellerimizi daha sık ve özenli yıkamak, ortak olarak kullanılan mekanlarda (kapı tokmağı, televizyon kumandası ve lamba anahtarları gibi) dezenfekte etmek önemsenmelidir.

Bağışıklık sistemimizin en iyi şekilde çalışması için kendimizi sağlıklı tutmaya daha fazla özen göstermeliyiz. Çeşitli meyve ve sebzeleri tüketmek, düzenli egzersiz yapmak ve evimizi, işyerimizi havalandırmak gibi basit önlemleri artırmak gereklidir. Özellikle grip ve zatürre gibi hastalıklardan kendimizi korumalıyız. Çünkü bağışıklık sistemini zayıflatan bu hastalıklar koronavirüse karşı daha zayıf olmamıza neden olur. Bu tür hastalık belirtileri yaşadığımız zaman kendimiz baş etmeye çalışırken, doktora da gitmeliyiz. Çünkü ilaç tedavisi ve ya tıbbi değerlendirme sonucu doktor kontrolü gerekebilir. Bu değerlendirmeyi sağlık birimlerinin yapması daha sağlıklı bir yoldur.

Neden bazı insanlar maske takıyor?  Ben de maske takmalı mıyım?

Maskeler, mikropları başkalarına bulaştırma riski olan hasta insanlar içindir. Maskeler ayrıca doktorlar ve hemşireler gibi tıbbi personel virüse yakalanmış insanları tedavi derken kendilerini korumak için takarlar. Ancak bizim şimdilik maske takmanıza gerek yok. Dünya Sağlık Örgütü ( WHO ) sadece öksürme veya hapşırma durumunda veya COVID-19 (Koronavirüs) olan birine bakıyorsanız maske takmanızı öneriyor. Aksi takdirde sağlıklı bireyler, koruyucu bir önlem olarak maskelerin kullanımından bir fayda sağlamayacaktır. Maske takmak, yanlış kullanım, maskenin kötü hijyeni ve yüzünüzle daha sık temas nedeniyle virüsün bulaşma riski artırabilir. Bunun gibi aşırı ve gereksiz önlemler almak, gerçekte olduğundan daha yüksek risk altında olduğunuza inanmak kaygı düzeyini arttırabilir.

Koronavirüsten insanlar ölebilir mi?

Virüse yakalayan çoğu insan, tıpkı gripte olduğu gibi ölmedi. Doktorlar hasta hisseden herkese yardımcı olmak ve onları tedavi etmek için çok çalışıyorlar. Herkesin ihtiyaç duyduğu yardımı aldığından emin olmak ve virüsün yayılmasını önlemek istiyorlar. Önemli olan, sevdiğiniz şeyleri yapmaya devam etmeniz ve koronavirüs ile ilgili tedbirli olmanız ancak aşırı endişe ve paniğe kapılmamanızdır. (Bir rutinin sürdürülmesi çocuklara güvenlik duygusu sağlayabilir).


Kaynaklar

CHOCChildrens. (2020). 7 Ways To Help Kıds Cope Wıth Coronavırus (Covıd-19) Anxıety. https://blog.chocchildrens.org/7-ways-to-help-kids-cope-with-coronavirus-covid-19-anxiety/, erişim: 10.02.2020)

Daniels, J. (2020). Coronavirus: how to stop the anxiety spiralling out of control. (https://theconversation.com/coronavirus-how-to-stop-the-anxiety-spiralling-out-of-control-133166, erişim: 10.02.2020)

Dell, A. (2020). How to talk to your children about coronavirus. (https://www.abc.net.au/news/2020-03-04/how-to-talk-to-children-about-coronavirus/12020324, erişim: 10.02.2020)

Ducharme, J. (2020). How to Talk to Your Kids About the Coronavirus. (Outbreakhttps://time.com/5776857/how-to-talk-to-kids-coronavirus/, erişim: 10.02.2020)

Ehmke, R. (2020). Talking to Kids About the Coronavirus. (https://childmind.org/article/talking-to-kids-about-the-coronavirus/, erişim: 10.02.2020)

Gallagher, S. (2020). Coronavirus: How to curb your anxiety about Covid-19 virus according to psychologists.( https://www.independent.co.uk/life-style/health-and-families/coronavirus-anxiety-how-to-tackle-a9370106.html, erişim: 10.02.2020).

Manning-Schaffel, V. (2020).  How to talk to your kids about the coronavirus (and ease their fears). (https://www.nbcnews.com/better/lifestyle/how-talk-your-kids-about-coronavirus-ease-their-fears-ncna1129851, erişim: 10.02.2020)

Simpson, A. (2020). How to Talk to Your Anxious Child About the Coronavirus. (https://www.psychologytoday.com/us/blog/anxiety-is-not-the-boss/202002/how-talk-your-anxious-child-about-the-coronavirus, erişim: 10.02.2020)


Timsit, A. (2020). The psychology of coronavirus fear—and how to manage it.  https://qz.com/1812664/the-psychology-of-coronavirus-fear-and-how-to-overcome-it/, erişim: 10.02.2020)


18 Eylül 2018 Salı

Eğitimciler Olarak Daha Z Kuşağını Anlamamışken Alfa ya da T Kuşağına Hazır mıyız?


Daha Z kuşağını, yani 2000’li yıllarda doğan çocukları, onların algı biçimlerini, özelliklerini anlamadan yeni bir kuşak ile karşı karşıyayız. Z kuşağı anlama gayretinde olduğu gibi T kuşağını da anlamaya ve tanımlamaya çalışanlar öncelikle şirketler, pazarlamacılar ve dijital girişimciler. Şirketler ve markalar bu kuşak için pazarlama stratejileri üretmeye başladılar bile. Ama bu kuşakları en çok anlaması ve buna uygun eğitim stratejileri ve tasarımları üretmesi gerekenler eğitimciler olmalıdır.
T kuşağı Nedir?
Bu kuşak 2010 sonrası doğanları tanımlamaktadır. Bunlar X kuşağı ve Y kuşağı çocuklarıdır. Bunlar dünyayı dokunmatik ekranlardan tanımaktadır. Bu nedenler bu kuşağı tanımlama da “dokunma” kavramı kullanılmıştır. “Touch genaration”. Bu kuşan şu anda 10 yaşın altında ancak 2 yaşından beri ekranlara dokunarak büyüdü. Bu çocuklar bir teknoloji patlamasının içine doğdular.  Joe Nellis (Küresel Ekonomi Profesörü) bu kuşak için “Doğanın beşinci unsuru gibi dijital teknolojiden doğan Alfalar, insan toplumunun henüz görmediği en zengin, en yoğun eğitimli ve en dinamik nesil olacaktır” diyor.
Bu kuşağın önemli bir bölümünün dijital ortamda aileleri tarafında açılan ve yönetilen sosyal medya sayfaları ve yine aileleri tarafından yüklenen fotoğraf ve videoları ile ayak izleri var. Bu kuşak ile ilgili pek çok video izledik sosyal medyada. Bu kuşağa adını veren ve onların algı dünyasını değiştiren, onları anlık, haz odaklı ve sabırsız kılan şey “dokunmak”. Ekrana dokunduklarında aldıkları anlık geri bildirimler ve gerçeğini görmedikleri pek çok nesneyi buradan tanımaları onların gelişim süreçlerini kendilerinden bir önceki kuşak olan Z kuşağından daha farklı bir şekilde etkileyecek. Hatta bu çocukların dokundukları bu ekranlardan yayılan ışığın onların göz sağlığında, dokunma odaklı olmanın onların küçük kas gelişimlerinde ne tür etkiler yaratabileceği de ayrıca incelenmesi gereken bir konu olacak. Bu kuşak için “Genaration Alpha” Alfa kuşağı kavramını kullanan çalışmalar da vardır. Avustralyalı Marc McCrindle ve sosyal araştırmacılar ekibi tarafından yapılan çalışmalar bu kuşağı Alfa kuşağı olarak tanımlıyor. Kuşak 2010-2025 arası doğumluları kapsadığı düşünülmektedir.
T Kuşağının Eğitimi
Şu anda ülkemizde bu neslin en büyük üyeleri ilkokula başladırlar. Artık okuldalar. Bu kuşağın en yaşlı üyeleri şu anda ilkokullarımızın ilk üç sınıfında öğrenim görüyorlar. Yani anaokulundan farklı daha formal bir eğitim ile ilk kez karşılaşıyorlar. Başka önemli tarafları da var mutlaka ama bu kuşağın en önemli özelliklerinden biri de görsel, infografik ve video izleme temelli öğrenme özelliklerine sahip olması. Bu kuşağın youtube izleyicilerin çok önemli bir bölümünü oluşturduğunu da dikkate almak gerekir. Bu kuşak pek kitap kullanmayı sevmeyecek gibi görünüyor. Ekran okuması, görsel ve uygulamalı öğrenme, simlasyon, artırılmış gerçeklikle öğrenmeyi tercih edecekler gibi görünüyor. Bu kuşağın sanal etkileşimleri gelişmiş ancak yüz yüze insani etkileşimleri daha zayıf olacak. Şimdiden ders kitaplarına anlatılanların görsellerine ve videolarına ulaşmayı sağlayıcı karekodlar konmaya başladı bile.  En önemli nokta teknoloji artık bu kuşaklar için bir araç olmaktan çıkmış ve yaşamlarına entegre olmuş bir durumda. Çevrim içi öğrenme onlar için sıradan bir şey. Bu zamana kadar pek çok şeyi böyle öğrendiler. Okula başlamadan önceki öğrenme deneyimleri çevrim içi idi. Bu kuşak gelecekte henüz var olmayan meslekler ve sektörlerde çalışacaklar ve üretecekler. Bu kuşak belki insanlarla kurdukları iletişimden daha fazlasını dördüncü sanayi devrimi ile geliştirilmeye başlayan yapay zekaya sahip öğrenen makinelerle, üç boyutlu yazıcılarla ve robotlarla kuracak. Bu kuşağın eğitiminde en önemli problem onları neye, hangi mesleklere ve sektörlere hazırlayacağımızı bilmemektir. Tüm dünyadaki eğitim arayışlarının temelinde de bu sorun var. Eğitim 4.0 denilen paradigma da bu kuşağa gerekli beceri ve yetkinlikleri içeren bir eğitim olarak tanımlamaya çalışıyor aslında. Bu kuşak için gereken eğitim yaklaşımını oluşturmak bu kuşağın özelliklerini, gereksinimlerini ve onları nasıl bir geleceğe hazırlamamız gerektiğini anlamaktan geçiyor. Dünya artık bu kuşak için politika üretmeye çalışıyor.
Dünyada bu kuşak için tasarlanmış eğitim ortamları hatta okullar bile var. Merak edenler inceleyebilir: https://www.generationalphapreschool.com/) . Bu yaklaşım “Alfa eğitim” yaklaşımına dönüşebilir mi? Bunu hep birlikte göreceğiz. Alfa kuşağının eğitiminin standart müfredatlara dayalı kitle eğitimi olmayacağı daha kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimlerini tercih edecekleri kabul edilmesi gereken en temel gerçeklerden biridir. Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de bu kuşağın eğitimi kesinlikle içerik merkezli olamaz. Beceri ve yetkinlik geliştirme, deneyim ve modelleme ile öğrenme merkezli bir eğitim kurgusu gerekir. Bu kuşağın taşıdığı girişimcilik özelliği dikkate alındığında eğitimcilerin, bu kuşağın, bildikleri ve birden fazla içerik alanında yenilikçi ve yaratıcı şekillerde neler yapabileceklerini gösterebilecekleri ve bu yaratımları yerel ve küresel sanal kitleler ile sosyal olarak paylaşabilecekleri öğrenme çıktılarını dikkate almaları gerekecektir. Bunun için bu kuşağa dijital etkileşimler, sanal bağlantılar, proje, prototip oluşturma, oyun oynama, video prodüksiyonu, sanal hedefler ve çok daha fazlası için fırsatlar sağlamaları gerekecektir.
Kaynaklar
1. Andres Guillen (2018). Genaration T: The Genaration That Will İnherit. https://www.bbva.com/en/generation-t-generation-will-inherit-world/ (erişim: 18/09/2018)
2. Christine Michel Carter (2016). The Complete Guide To Generation Alpha, The Children Of Millennials. (Contributorhttps://www.forbes.com/sites/christinecarter/2016/12/21/the-complete-guide-to-generation-alpha-the-children-of-millennials/#72bbf3f03623). (erişim: 18/09/2018)
3. Khumo Theko. Meet Generation Alpha. http://www.fluxtrends.com/meet-generation-alpha (erişim:18/09/2018)
4. Joe Nellis (2017). What does the future hold for Generation Alpha? https://www.cranfield.ac.uk/som/thought-leadership-list/what-does-the-future-hold-for-generation-alpha (erişim: 18/09/2018)
5. Allison Zmuda, Marie Alcock ve Mike Fisher. Meet Generation Alpha: Teaching the Newest Generation of Students. http://www.learningpersonalized.com/meet-generation-alpha-teaching-the-newest-generation-of-students (erişim:18/09/2018)